İçeriğe geç

Dünyada bunlar da yaşandı

Last updated on 24 Şubat 2023

Dünya tarihi incelendiğinde insanoğlunun hangi aşamalardan geçerek günümüze kadar geldiği, kimi zaman eski medeniyetlerden kalan tarihi kalıntılardan, kimi zaman da bırakılan yazılı belgelerden anlaşılır. Bu tarihi süreç içinde insanlık ve doğa için çok acımasız, tuhaf ve zalim uygulamalar olduğu gibi, insanlığa ve doğaya büyük katkıları olan bilim insanları da çıkmıştır. Günümüzdeki savaşlara bakılırsa insanların hiç de tarihlerinden ders çıkardıkları söylenemez. Her farklı inanca sahip toplumlarda da bu iyilik ve kötülüklere rastlanır.

Papanın cahilliği

Çok farklı inançlara sahip toplumlarda tutucu yöneticiler veya din önderleri inandıkları safsatalar yüzünden yaşadıkları toplumların felaketine yol açmışlardı. Bunlardan birisi de Katolik Kilisesi Papası IX. Gregorius’tu.

Yüzyıllar önce Avrupa topraklarında, önü alınamayan ve tahminen 75-200 milyon insanın ölümüne neden olan bir veba salgını oldu. Bu trajedinin yaşanmasındaki sebep 1227-1241 yılları arasında Papalık yapan  Katolik Kilisesi Papazı IX. Gregorius adındaki Papa’nın kedi nefreti yüzündendi.

Bu dönemde çıkarılan “Vox in Rama” adındaki kilise belgesi, siyah kedilerin satanik bir simge haline gelmesinin ilk ortaya çıkış sebebiydi. Yobaz Papa, kedilerin şeytan olduğunu ilan etmişti. Zaten Avrupa’da o dönem bir şeylere şeytan damgası yapıştırmak, her şeyi şeytan görmek çok popülerdi. Ve bölgedeki bütün kedilerin, onlarla iş birliği yapan cadılarla (yani sahipleriyle) beraber yakılması için ferman verdi.  Bunun üzerine on binlerce kedi katledildi. Artık sadece birkaç sayılı aristokratın kedisi hayatta kalmıştı.

Ama bu korkunç şeytan temizleme ayininden sonra, ölen masum hayvanların ve doğanın adaletinin vereceği ders çok büyük olacaktı.

İntikam, Kırım’dan İtalya’ya gelen bir geminin ambarında geldi.  Geminin ambarından limana inen birkaç fare, veba mikroplarıyla birlikte Avrupa sokaklarında fink atmaya başladı.  Mikroplarını insanlara bulaştıracak olan bu fareleri, ortadan yok edebilecek hiçbir kedi yoktu. O tarihlerde Avrupa nüfusunun neredeyse üçte biri sayılan 75 milyon insanın vebadan helak olmasının arkasındaki sebep tamamen nefret ve cehaletin sonucuydu.

Darwin’in Tuhaflıkları

Darwin, ölü başkuşlarla çok ilgilenirdi. Onları yerdi; ama bunu sadece bir kere yaptı. Charles Darwin bilimin yanı sıra gastronomiye de meraklıydı. Cambridge Üniversitesi’nde gönülsüz bir şekilde ilahiyat okurken “Gurme Kulübü”ne üye oldu. Bu kulüpte üye olan insanlar haftada bir toplanıyor ve normalde mönülerde bulunmayan hayvanları yemeye çalışıyorlardı.

Darwin’in oğlu Francis babasının mektuplarını yorumlarken, Gurme Kulübü’nün her şeyden önce şahin ve balaban kuşunu beğendiğini, ama ”tarifi imkânsız” buldukları yaşlı bir alaca baykuşun ardından heveslerinin kırıldığını belirtiyordu.

Yıllar geçtikçe Darwin akademik alanda iyice sivrildi ve tanrıya olan inancını kaybetti. Ama sıradışı bir mönünün cazibesine olan isteğini asla kaybetmedi. Beagle yolculuğu sırasında armadillo ve çikolata renkli bir kemirgen yedi. Armadillo için “tadı ve görünüşü ördeğe benziyor” derken, kemirgen için “hayatımda yediğim en iyi etti” diyordu. Patagonya’da bir tabak puma yedi ve tadının dana etine benzediği kanısına vardı. Gerçekten de ilk başta bunun dana eti olduğunu zannetmişti.

Daha sonra Darwin Küçük Nandu (Küçük Rea) bulmak için Patagonya’yı karış karış aradıktan sonra bu nandudan, 1833’te Port Desire’dan ayrılırken Noel akşamı yemiş olduğunu fark etti. Bu kuşu gemideki ustabaşı Conrad Martens vurmuştu. Darwin bu kuşun bayağı Büyük Nandulardan (ya da kendi tabiriyle devekuşu’) biri olduğunu farz etmişti. Hatasını ancak tabaklar temizlenirken anladı. Darwin’in hayatı tuhaflıklarla doluydu.

Şu ana kadar yaşamış en tehlikeli hayvan hangisidir?

İnsanlar içinden insanlığa yararlı buluşların sahibi birçok bilim insanları da çıkmıştır. İngiliz Doktor Sir Patrick Manson ve  Öğrencisi Ronald Ross bu insanlardan sadece ikisidir. Sivrisineklerin insanlık için en büyük katiller olduğunu bu iki bilim insanı keşfetmiş ve sivrisineklerin sebep olduğu hastalıkların tedavilerini bulmuşlardır.

Şu ana kadar ölmüş olan insanların yarısını (muhtemelen 45 milyar kadar) dişi sivrisinekler öldürmüştür.  (erkek sivrisinekler sadece bitkileri ısırır). Sivrisinekler potansiyel olarak ölümcül olan yüzden fazla hastalık taşır; bunlar arasında sıtma, sarı humma, dang humması, ansefalit- (beyin iltihabı), filarya enfestasyonu ve fil hastalığı var. Günümüzde bile her 12 saniyede bir kişiyi öldürüyorlar.

Şaşırtıcı bir biçimde, 19. yüzyılın sonuna kadar hiç kimsenin sivrisineklerin tehlikeli olduğu konusunda bir fikri yoktu. l877’de İngiliz Doktor Sir Patrick Manson (“Sivrisinek” Manson olarak biliniyordu) fil hastalığının sivrisinek ısırıklarından kaynaklandığını kanıtladı.

17 yıl sonra, 1894’te, sıtmaya da sivrisineklerin sebep olabileceği aklına geldi. Öğrencisi Ronald Ross’u (o zamanlar Hindistan’da genç bir doktordu) bu hipotezi savunmaya teşvik etti. Fark edilmek için çok küçük olduğunu düşünüyorsan, kapalı bir odada bir sivrisinekle uyumayı dene. (Afrika atasôzü)

Ross, dişi sivrisineklerin Plazmodyum (sıtma mikrobu) parazitini salyalarıyla nasıl taşıdıklarını gösteren ilk kişiydi. Ross teorisini kuşlardan faydalanarak sınadı. Manson daha ileri gitti. Bu teorinin insanlar üzerinde geçerli olduğunu göstermek için kendi oğluna hastalığı aşıladı; bunu da diplomatik çanta içinde Roma’dan getirilen sivrisinekleri kullanarak yaptı. (Neyse ki, derhal bir kinin’f dozu verilmesiyle çocuk iyileşti.)

Ross 1902’de Nobel Tıp Ödülü’nü kazandı. Manson, Kraliyet Akademisi Üyeliği’ne seçildi, kendisine şövalye unvanı verildi ve Londra’Tropikal Tıp Okulu’nu kurdu.

Bilinen 2500 sivrisinek türü var; bunlardan 400’ü Anopheles familyasına aittir ve bunlardan da 40’ı sıtmayı bulaştırabilir.

Dişi sivrisinekler, suya bıraktıkları yumurtalarını olgunlaştırmak için emdikleri kanı kullanırlar. Suyun içinde, larvalar yumurtaları kırarak dışarıya çıkar. Birçok böcekten farklı olarak, sivrisineklerin pupası (krizalit olarak da bilinir) faaldir ve yüzebilir.

Engellilerin Öldürülmesi

Faşizm ve Nazizm, insanlık tarihinin en acımasız katili ve insan ölümlerinin sorumlusu olan düşünce sistemleridir. Hamasete dayanan bu sistemlerde akıl ve bilimin yeri yoktur. Bu tür sistemlerde tek kişi ülkesini veya kendisine inanan toplumları felakete sürükleyebilmektedir.  Alman Diktatör Adolf Hitler, bunlardan birisidir.

Adolf Hitler’e göre savaş zamanı “iyileşme olasılığı olmayan hastaların ortadan kaldırılması için en iyi zamandı”. Birçok Alman kendilerinin “üstün ırk” kavramı için yeterli niteliklere sahip olmayan bireylerin hatırlatılmasını istemiyordu. Fiziksel ya da zihinsel olarak engelli olanlar, toplum için “yararsız”, genetik Ari saflığına yönelik bir tehdit, sonuç olarak da yaşamaya layık olmayanlar olarak görülüyordu. II. Dünya Savaşı’nın başında zihinsel ve fiziksel engelli kişiler ile akıl hastaları, Nazilerin “T–4” ya da “ötenazi” olarak adlandırdıkları program kapsamında öldürülmek üzere hedef olarak belirlendi.

“Ötenazi” programı, öldürülecek engellilerin ya da akıl hastalarının belirlenmesi için hastaların kurumlardaki tıbbî dosyalarını inceleyecek olan pek çok Alman doktorun işbirliğini gerektiriyordu. Doktorlar ayrıca öldürme eylemlerinin gözetimini de üstlendi. Ölüme mahkûm edilen hastalar Almanya ve Avusturya’daki altı kuruma gönderilerek burada özel olarak inşa edilmiş gaz odalarında öldürüldü. Engelli bebekler ve küçük çocuklar da iğne ile ölümcül dozda ilaç verilerek ya da aç bırakılarak öldürüldü. Kurbanların cesetleri krematoryum adı verilen büyük fırınlarda yakılıyordu.

1941’deki halk protestolarına karşın Nazi liderliği, bu programı savaş boyunca gizlice devam ettirdi. 1940 ve 1945 yılları arasında 200.000 civarında engelli insan öldürüldü.

T–4 programı, Nazilerin 1941 ve 1942’de açacağı, gaz odalarının olduğu kamplarda Yahudilerin, Romanların (Çingenelerin) ve diğerlerinin kitle hâlinde öldürülmesine bir model oluşturdu. Program ayrıca bu kamplarda çalışan SS üyelerine de eğitim alanı olarak hizmet etti.

Adolf Hitler, Nazilerin “yaşamaya layık” bulmadığı Almanların sistemli bir şekilde öldürülmesini kapsayan “ötenazi” programının başlatılması emrini verdi. Bu emir savaşın başlangıcından (1 Eylül 1939) itibaren geçerliydi. Önce, hastanelerde doktorların ve personelin hastaları ihmal etmesi istendi. Bu şekilde hastalar açlıktan ve hastalıktan ölüyordu. Daha sonra, “danışman” gruplar hastaneleri ziyaret ederek, kimlerin öleceğini belirledi. Bu hastalar Büyük Almanya’daki çeşitli “ötenazi” ölüm merkezlerine gönderilerek, öldürücü iğnelerle ya da gaz odalarında öldürüldü.

Kanlı Katiller

Tarihte en fazla insan ölümlerine sebep olan kişilere yakıştırılan bir söylemdir “kanlı katil” sözü.

Bu konuya soykırım yapan mı yoksa Cengiz Han gibi fatih ruhlu olan mı diye bakmak lazım. En çok kişiyi öldüren şüphesiz Cengiz Han’dır.

Ama soykırım, eli kanlı katil denecek olursa Belçika kralı 2. Leopold tartışmasız en büyük katildir. Dünya tarihinin en büyük soykırımını Kongo cumhuriyetinde gerçekleştirmiştir. Masum Afrikalı insanlara zorla kauçuk toplattırıp, yeterli miktarda toplayamayanların kolunu bacağını kesen ve öldürten bir şeytandır.  Kongo’da tahmini katledilen kişi sayısı 21 milyondur.

Kategori:Uncategorized

3 Yorum

  1. Ali Özbey Ali Özbey

    sevgili arkadaşım, DÜNYADA BUNLAR DA YAŞANDI başlığı altında yazdığın yazıyı ancak bugün okuyabildim . Bazıları hakkında azda olsa bilgim olmasına karşın tarihte eli kanlı kişinin Cengiz Han, En büyük soykırımın ise Belçika Kralı 2.Leopold tarafından KONGO CUMHURİYETİNDE yapıldığını öğrendim .Ellerine sağlık.

Bir yanıt yazın